KÜRTLER VE CUMHURBAŞKANI GÜL…
Türkiye gerek içeride ve gerekse dışarıda yürüttüğü “sıfır problem” politikasına uygun davranışlar göstermeye başladığı her zamanda önüne engeller çıkmıştır.
Bir asra yakın bir zamandır İslam coğrafyasının mazlum ve mağdur topluluklarından olan Kürtlerin Osmanlı bakiyesi ülkelerde idarecilerden çektiği acılar katmerleşerek bugünlere kadar geldi.
Sürekli yazar ve söyleriz Kürt meselesinin çözüleceği tek ülke Türkiyedir diye.
Bunun sebeplerini bu makaleye sığdırmaya imkan yok. Osmanlıdan sonra tarumar olan Müslüman topluluklar arasında Kürtler Türkiye için özel öneme sahip bir topluluk olarak varlığını hep sürdürmüştür. Çünkü Osmanlıdan sonra kurulan uydu devletçiklerin arasına Kürtleri sokmaya çalışan batıya karşı “asırlardır İslama bayraktarlık yapmış Türkleri bu en zor zamanlarında arkadan vurmak Allaha ve resulüne ihanettir” diyen bir topluluğun Türkler açısından öneme haiz olması mukadderdi. Cumhuriyet öncesi ve sonrası Kürtlerle alakalı meydana gelen hadiselere karşı geliştirilen politikalar gerçek vatan evlatlarının benimsediği ve onayladığı politikalar olmamıştır. Özelliklede tek parti şefliği döneminde vatan sathında uygulanan yanlış ve hatalı politikalar masonların ve dönmelerin kontrolündeki devlet dindarları (burada Türk ver Kürt ayrımına gidilmemiştir) ve Kürtleri dışlayan hayattan koparıp atmaya çalışan politikalarla beslenmiştir. Müslüman millet evlatları “öz vatanlarında parya” muamelesine tabi tutulmuştur. Dönmeler ve masonlar devlete egemen yapılarıyla milleti kamplara bölerek vuruşturmuş ve on binlerce vatan evladı toprağın altına girmiştir. Yüz binlercesi fişlenmiş, suçlu hale getirilmiş ülke kargaşa ve buhranlardan kurtulamamıştır. Devleti ellerinde tutmak için her türlü melaneti çeviren ihanetçi yapı sürekli olarak milletle kavgalı olmuş namaz kılan, başını örten, hacca giden insanlarımız aşağılanmış ve devletin egemen yapısından uzak tutulmaya çalışılmıştır.
Devletin hücrelerine kadar sızan bu ihanet grubu sağcı, solcu, dinli dinsiz Türk Kürt demeden bütün vatan evlatlarını birbirine düşürerek “cambaza bak” oyununu sahnelemişlerdir.
2006 dan sonra meydana gelen milli direniş ve uyanış hamlesinin sonucunda Anadolu çocuklarının devlete sahip çıkmasıyla başlayan süreç kısa olmasına rağmen kutlu mesajda verildiği şekliyle “örümcek ağı” kadar zayıf yapıları bir bir çözülüyor ve devletin hücrelerine kadar giren habis ruh temizleniyor. Devleti insan vücudu gibi kabul edecek olursak ta başından beri bunlar safra kesesine taş olarak girip halkla devletin arasına acılar ve sancılar sokmuşlardır. Hekim veya ekimlerin safra kesesinde biriken taşları atmasıyla başlayan ameliyat sürmektedir. Fakat sancılar devam ediyor.
Bu sancıların en önemlisi yıllardan beri (4-5 yıl) Kürt meselesini çözmeye çalışanlara karşı girişilen suikastlardır.
Ulusal dergilerde (düşünce dergisi) bu meseleyle alakalı çok makale yazdık, devletin ne kadar kararlı olduğunu görüyor ve biliyorduk. Habis ruhu temizlemeye çalışanlar mukavemetle karşılaştıklarında sürekli olarak metot değişikliğine giderek dönmeleri ve masonları devletten kovmuşlardır.
Şu anda Abdullah Gül’e karşı geliştirilen kampanya bu ihanetçi grubun Kürt meselesinin çözümünü istememesinden kaynaklanmaktadır. Ne zaman ki Anadolu çocukları Kürt meselesini çözmek için harekete geçiyor bir bakıyorsunuz bombalar patlıyor, insanlar öldürülüyor. Başbakan şehirlere sokulmak istenmiyor. Kürt meselesinin çözümü adına hareket ettiğini iddia edenler bile meselenin çözümsüzlüğe bürünmesi için ihanetçi grupla işbirliğine gidiyor. Her yeri kan bürüyor. Halk tabakaları yeniden yeise düşünce dönmelere, ihanetçilere ve batıcılara gün doğuyor.
Cumhurbaşkanı hakkında verilen mahkeme kararının altında kesinlikle Temmuz ayına kadar çözüleceğine kesin gözüyle bakılan Kürt meselesi yatıyor. İhanetçiler çözümü istemiyor. Hainler işbirliği yaparak devletin çözüm konusundaki kararlılığını ortadan kaldırmak istiyorlar.
19 Mayıs törenlerinde gerek ülkeyi idare eden zevatın ve gerekse DTP’nin gösterdiği sağduyu bu konudaki adımların sıklaştığını göstermektedir. Cumhurbaşkanının “Kürt meselesi çözülecektir” açıklamasından sonra meydana gelen yargı kararı meseleden nemalanan kesimler üzerinde rahatlama meydana getirse de siyaset erbabının gösterdiği sağduyu gelecekle alakalı ümit aşılamıştır.
Bu ümidin devamı 70 milyon vatan evladına ve İslam coğrafyasının özelliklede komşu ülkelerin rahatlamasına sebep olacaktır. Türkiye bunu görmekte ve kendi yanlışlarından geri adım atmaktadır. Ergenekon ihanetinin belgelerinin gün yüzüne çıktığı zamanımızda milletimizin Çanakkale ruhuyla bir ve beraber olmasının zamanı gelmiştir. Türkü Kürde Kürdü Türke düşman etmek isteyen hain çevrelerin ekmekleri dürülecektir. Burada Temmuz ayına ne kaldı ki adımlarımızı sıklaştırıp demokrasi, hukuk ve hak ve hürriyetlerle alaklı olarak anayasal değişikliklere destek vermeliyiz. Düşman oyunlarını boşa çıkaracak hamlelerle geleceğin dünyasında söz sahibi olmalıyız. Bu devlet Türkün ve Kürdün el ele verip kurduğu bir devlettir. Ne kadar Türkünse bir o kadarda Kürdün devletidir. Suriyede, Irakta (kısmen değişti), İranda 2. sınıf insan ve topluluk muamelesine tabi tutulan Kürtleri satranç masasına oturtan Türkiye elindeki kartları güçlendirmiştir. Düne kadar batının oyuncağı olan kardeşlerinin elinden tutarak masaya oturtmuştur. Anadolu çocukları safiyane düşüncelerle bu işin çözümünün kardeşlikten geçtiğini bilmektedir.
İhanetçi şebekeler ve habis ruhlar bne yaparsa yapsın, ne kadar karar çıkartırsa çıkartsın bu ülkede ve komşu ülkelerde haklarından mhrum şekilde yaşayanlar haklarına hukuk çerçevesinde kavuşacaklardır. Düne kadar millet evlatlarına kurşun attıranlar,, sıktıranlar bugün mahkemeler önünde hesap vermektedir.
Bu hesap verme işi bittiğinde Anadolu çocukları kendi devletlerinin sahibi olarak hak ve hakikat yolculuğuna çıkacaklardır. Kan dökülmesi, adam öldürülmesi, cinayetler ve vahşet bitecektir.
Yeter ki bizler düşman oyunlarına karşı uyanık olalım.