Salih Geçken'in yazısı
BEŞ BİN GENCİMİZ NEDEN ÖLDÜRÜLDÜ?
Gece yarısını aşalı tam 2 saat oldu.
Her zamanki gibi, bilgisayar başında haber okumakla meşgulüm… 12 Eylül 1980’de yapılan işkence yöntemlerini okuyorum…Birazda korkarak…
O zaman çocuktum…
Yaşım biraz büyük olsaydı…
Acabalar arasında gidip geliyorum.
***
12 Eylül 1980… hayal meyal hatırlıyorum. Dayak, tutuklama ve armut hırsızlığı…
***
Babam her sabah olduğu gibi… Sabahın 5’inde bizi kaldırımıştı…
O zamanlar bir kahvemiz vardı.
Sabah erken uyanmanın verdiği rahatsızlık, homurdanma… Hiçbir şey engel değildi babamın bizi o saatte kaldırmasına…
***
Tek zevkim, sabahın o saatlerinde Altaylıların evinin önünden geçerken, bahçelerinde bulunan armutlardan bir kaçını taşlarla indirip yemekti. Çocuk aklıyla, paylaşım… (Babamın yeğeni öyle derdi. Her şey ortak olacak diye)
***
İşte o sabah…
12 Eylül 1980…
Askerler Kerizin (Şuan ki Çohaz petrolün olduğu yer.) olduğu dört yolu kesmişlerdi…
İlk defa o kadar askeri bir arada gördüm.
Uykusuz halimize renk katacak armut çalma olayını gerçekleştirmeden geri dönmek zorunda kaldık…
‘İhtilal olmuş’ diyordu rahmetli babam…
Benim aklım armutlarda kalmıştı.
***
İhtilal da neydi…
Olmuşsa olmuş…
Askerlerin burada ne işi vardı diye düşünüyordum…
Mahallemizde sakallı bir ağabeyimizin, İran’da devrim oldu… Bizde kurtuluyoruz dediği bir şey miydi?...
***
İhtilal, onlarca çabaya rağmen yaptığımız evin duvarına yazılan bir yazıdan sonra, o duvarı yıkmamıza neden olan bir yazı mıydı?
Duvarı yıktıktan sonra bir daha dikiş tutmayan halimiydi?
***
Ağabeylerimin bile hatırlamakta zorlanacağı, ‘Çocuklarla oynarken silah bulduk şakasından’ sonra yediğimiz dayak mıydı?
***
Atılan bir dayakla ihtilalin ne demek olduğunu da öğrenmiş…O yaşta bir tanım bulmuştum kendime…
***
Niyazi abi vardı, mahallemizin büyükleri arasında. Yürüyüşü çok farklıydı. Bu günkü tabirle kabadayı yürüyüşü…
Polisler yürüyüşünden ötürü dövüvermişlerdi…Gözümün önünde…
Kocaman adam dayak yemişti. Mahalleli kadınlar, erkekler ve biz çocukların korku dolu gözlerle seyrettiği sokakta..
İşte o zaman, ihtilalin iyi bir şey olmadığını düşündüm. Çünkü koca adamlara dayak attırıyordu, İhtilal denen şey…
Bu olsa gerekti…
Büyüklerim konuşurken kulak misafiri oluyordum. Komünistler yakalanırsa işkencede mahvolacaklardı.
Faşistler mi? Onlar devletin adamıydı...
***
Babam kendisini korumak için yanında taşıdığı kasatura dan ötürü cezaevine atılmıştı. Hem de benim yüzümden…
Babam, eve gidelim dedikçe ben kahvenin ön tarafını sulamaya devam ediyordum.
Ani bir baskınla babamın üstünde bulunan kasaturadan ötürü polisler babamı alarak beni yalnız bırakmışlardı.
İhtilalden nefret etmem için bir sebebim daha olmuştu.
Niyazi abi dayak yemiş, babam tutuklanmıştı.
***
Okudukça, bazı babaların o süreci benim babam kadar rahat atlatmadıklarını öğrendim.
***
Hak Par Genel başkanı Murat Bozyel ile bir görüşmemiz de ona Diyarbakır Cezaevini sordum. Onunda tıkandığı yerler oldu. Bazen kelimeler ağzına tıkandı…
Bazen yutkundu…
O babalar daha fazla acı yaşamışlardı…
Yaklaşık bir ay yataktan çıkamayan Cemal Şen…
Ve onlar gibi yüzlercesi…
***
12 Eylül 1980… Dedim ya, hayal meyal hatırlıyorum.
Aklımda CHP ve MHP’nin taşlanan otobüsleri…Komünistler ve faşistlerin kavgası kalmıştı.
***
12 Eylül 2010… Unutur muyum? Onu bilemem…
Şimdi…Ne CHP ne MHP kavgası…Nede faşistlerle komünistlerin mücadelesi kaldı.
***
12 Eylül 1980 ile 12 Eylül 2010’nda yaşananların tarihsel süreciyle geriye dönüp baktığımda…
Bir hiç uğuruna yaşamını yitiren beş bin gencin gözü yaşlı anneleri kaldı…