VESAYETTEN KURTULMAK İÇİN “EVET”
Öncelikle şunu belirtelim ki, gündemde olan konu seçim değil, anayasa değişikliklerini içeren bir referandum.
Dolayısıyla referandumun, seçimden çok daha önemli anlamları ve sonuçları olacağı açıktır. Çünkü milletin kendi geleceğine ilişkin bir karar söz konusu…
Bireysel hak ve özgürlükleri genişletmenin yanı sıra, 87 yıllık süreçle birlikte, millet iradesinin yanına eklenen, milletin iradesinin önünde hep takoz olan anayasal kurumların bu referandumla saltanatlarına son verilmiş olacak. Geçecek olan yasayla; bir yandan milletin iradesini sınırlayan Kurumların yetkileri daraltılacak, diğer yandan da özgürleşmeye yönelik önemli yenilikler yaşama geçirilecek.
Ülkemizin ve insanımızın yaşadığı sorunların temel nedeni, demokrasi üzerindeki vesayettir. Daha net bir ifadeyle, en büyük sorun vesayetten arındırılmış demokrasiye sahip olamamaktır. Maalesef, vesayetin kurucu, taşıyıcı aktörleri ve onun devamını sağlayan kurumlar var, onlarda bu vesayetliklerini askeri darbelerle sağlamlaştırarak sürdürmektedirler. Halkın seçtiği siyasi iradeye karşı olan tavırları yapılacak olan değişikliklerin önemini bir kez daha ortaya koymaktadır.
İçeriğinde; 12 Eylül 1980 darbecilerinin, destekçilerinin ve kararlarının yargılanmasına, yönelik hükümlerin yer aldığı anayasa değişikliği paketi. Ülkemize, insanımıza terör sorunundan kurtulmak, daha demokrat ve özgür bir Türkiye'de yaşamak, insanı ve haklarını esas alan bir devleti var etmek, inanç özgürlüklerinin önündeki engelleri kaldırmak, sivillere askeri mahkemelerde yargılanma yolunu kapatmak, faili meçhullerin olduğu karanlık günlere bir daha dönmemek gibi birçok fırsat verecektir. İnanıyorum ki, vatandaşlarımız bu fırsatı en iyi şekilde değerlendirecektir.
Vatandaşını artık potansiyel tehlike olarak gören “Devlet” anlayışı terk edilmelidir.
Özgürlükçü ve katılımcı demokrasinin kökleşmesi, örgütlenmenin önündeki engellerin kaldırılması ve sivil toplumun güçlendirilmesi lazım, hiçbir bireyi veya grubu siyasetten, kamu alanından, örgütlenme hakkından yoksun bırakmayan bir zemin oluşturulmalıdır.
Düşünce, din ve inanç özgürlüğü başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasında ve teminat altına alınmasında yaşanan sıkıntılar, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile hukukun evrensel ilkeleri doğrultusunda ivedilikle giderilmelidir. Bu kapsamda, öncelikle eğitim olmak üzere her alanda fırsat eşitliği tesis edilerek toplumsal ve kültürel eşitsizlikler giderilmeli, anadil öğretimi imkânları sağlanarak her insana kendi anadilinde eğitim alama hakkı verilmelidir.
Terörü hak arama yöntemi olarak kabul etmeyen ve her türlü şiddet, baskı ve terör eylemini lanetleyen, daima özgürlüklerin, hukukun üstünlüğünün ve demokrasinin yanında yer alan ve demokratikleşme, özgürleşme ve sivilleşmeye dair talep ve beklentilere cevap vermesi nedeniyle Anayasa değişikliğini desteklenmesi lazım.
Mevcut Anayasa'nın bütünüyle yürürlükten kaldırılması ve yeni Anayasa yapılması talebi ısrarla sürdürülmelidir, Taaki herkesi kapsayan, ötekini oluşturmayan, merkezine sadece insanı yerleştiren bir anayasa yapılıncaya kadar.
Bu çerçevede; 12 Eylül 1980'de demokrasisi üzerine vesayet, iradesi üzerine velayet konan bu milletin özgürleşmesinin, Devletin sivilleşmesinin, Anayasa yargısının yasama erkinin, idari yargının yürütme erkinin alanını taciz etmemesinin zeminini hazırlayacağına inanılan Anayasa değişikliği paketine evet denilmelidir.
Çünkü 12 Eylül 2010, 12 Eylül 1980'de kurumsallaştırılan vesayetçi ve velayetçi zihniyetten kurtuluş günü olacaktır. İnanıyorum ki; annelerin sadece güldüğü, insanların öldürülmediği, faili meçhullerin olmadığı bir Türkiye isteyenler, 12 Eylül 2010 ‘da sandığa giderek “evet” diyecekler.
Boykot noktasında karar vermede amaç ideolojikse(ki ideolojik olduğu ortadadır) bu karar her an değişebilir, verilecek olan kararı kişisel görüşünüzü ekleyerek veremezsiniz, çünkü böyle bir şansınız yok. Çünkü kararı sizin adınıza ideolojinizin merkezinde olan isimler yani sizin adınıza ideolojik siyaset yapanlar verir. Demokrasi ve özgürlüklerden dem vurulur fakat karar gelince iş tabana bırakılmaz bu da işin başka garip tarafı. İdeolojik saplantılarla verilecek kararlar çoğu zaman doğru olmayabilir, bu da kişiye vicdani bir huzursuzluk verir. Ancak verilen karar yanlış bile olsa kişinin kendi öz iradesiyle verilmesi halinde fazla sıkıntı doğurmaz, çünkü kararı kendi tercihi ve hiçbir dış baskı olmadan vermiştir.
Unutulmamalıdır ki, kararsızlık en kötü karardır, fakat en kötü karar karasızlıktan iyidir.
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.
Abdulhelim Almalı
a_h_almali@mynet.com