Abdulhelim Almalı / Tutkuhaber
SANAT MI, İNSAN MI?...
Sanat ve kültürler insanların ortak malıdır. İnsanlar tarafından işlenerek ortaya çıkarılan sanat eserleri dünyanın neresinde olursal olsun insanın istifadesine sunulduğunda genelde aynı hazzı aynı manayı verir.
Kültürlerde öyledir, kültürler farklı toplumlarda değerlendirildiğinde o topluma bulunan insanlara ani bir değişiklik verir. Bu kimi insanlarda anlama ve düşünmeye yol açar, kimilerinde ise yozlaşmaya benzeşmeye.
Yozlaştırılan ve benzeşmeye çalışılan kültürler kendi öz benliklerinden bir şey kaybetmez, faydalanmak isteyene de bir şey vermez. Ruh olmaz, ruhtan yoksun olan kültürler ne içinde var olduğu toplumlara nede başka toplumlara bir katkı sağlamaz.
Akıllı insan için en güzel sanat Allah’ın eşsiz güzelliklerini bünyesinde barındıran insanın bizatihi kendisidir. Çünkü insan Allah’ın yaratılış kudretinin şah eseridir.
En geri kalmış kabile toplumlarında da, en gelişmiş medeni toplumlarda da insan insandır. Yaratılış gayesinden uzaklaşan insan, kendinde taşıdığı muhteşem sanatın farkında olmayan insan, kendini unutan insan, kendi elerliyle yapmış olduğu sanatlara kendisini feda etmesi gelişmiş bir toplumda kültür adına, sanat adına kendinden birini feda etmesinin çirkefliği maalesef gelişmiş toplumlarda kendisini göstermektedir.
Gelişmiş denilen toplumların sanat adına müessirin en güzel eseri olan insanın yontulmuş bir taşa kurban edilmesi gerektiği anlayışının batı toplumunda nasıl yer ettiğini ortaya koymaktadır.
Prof. Muhammed Marmaduke Pickthall “Es Sekafet’ul İslamiye” esrinde İngiltere de bir gazetenin yapmış olduğu bir araştırma sonucunun batı toplumunun sanat adına ne kadar vahşileşebildiğini bir kez daha gözler önüne sermektedir.
Gazetenin yapmış olduğu anketin sorusu şu: “farz edelim ki, çok meşhur, çok güzel sahasında bir tane ve paha biçilemeyecek derecede kıymetli bir yunan heykeli, küçük bir bebekle birlikte bir odada bulunmaktadırlar.
Bu esnada oda ateş alsa ve yangının çıktığı odadan ancak ikisinden birini kurtarmak imkanı olsa, kurtarılması gereken çocuk mu, heykel mi?..
Sözde kültürlü, çağdaş modern her konuda üçüncü dünya ülkelerine örnek olarak gösterilen bir toplumda bu soruya cevap verenlerin büyük çoğunluğu gazeteye gönderdikleri cevaplarda şunu söylemişlerdir:
Önce heykel kurtarılmalı, bebek ise ölüme terk edilmelidir!..
Bu modern çok kültürlü gelişmiş çağdaş insanların böyle bir tercih yapmalarının gerekçesi ise şu: Günde milyonlarca bebek doğuyor. Oysa bu heykelin yerini alabilecek bir heykel yapmak mümkün değil. Bu heykel yunan kültürünün büyük şaheseridir.!..”
İnsanlık olarak bu vahşetten daha vahşi bir uygulama, insanlığa yapılabilecek en büyük ihanetten daha büyük bir ihanet olabilir mi?...
Bir sanatkâr bir taşa insan tipini işleyip sanat ortaya çıkarıyor ve bu eser şaheser olarak görülüyor. İnsanın bizzat kendisini yaratan ve her organına farklı farklı görevler vererek yaratan, akıl zekâ ile donatan hür iradesine bırakan yüce yaratıcıyı takdir ve tazim etmekten uzaklaşıyor.
Bu uzaklaşma eserle müessir arasındaki farkın görülmemesi, müessirin eseri olan bir insanı, sanat adına ortadan kaldırılması gerektiği düşüncesinin batı toplumunda yer etmiş olması bir toplumun toplumsal helaki yaşamakta olduğunu ortaya koymaktadır.
“Yarattığı her şeyi güzel yaratan, insanı başlangıçta çamurdan yaratan, sonra onun soyunu, bayağı bir suyun özünden yapan, sonra onu şekillendirip ruhundan ona üfleyen Allah'tır. Size kulaklar, gözler, kalbler verilmiştir. Öyleyken, pek az şükrediyorsunuz. (Secde:7–9)”
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.