DİNDAR BİR GENÇLİK
Başbakan hedeflerinde dindar bir gençlik yetiştirmek olduğunu söyledi. Söyledi söylemesine de, kendilerini Müslüman addedip fakat İslam’a tahammülleri olmayan kimi çevreler, hatta din düşmanı laik çevreler harekete geçtiler. Söyledikleri şey şu “ya ben çocuğumu dindar yetiştirmek istemiyorsam?”
Zaten bu dinin ilk tebliğcisi olan Hz. Muhammed(sav) “Her doğan, İslâm fıtratı üzerine doğar. Sonra, anne-babası onu Hıristiyan, Yahudi veya Mecusi yapar.” Müslüman kimseye zorla din dayatmaz/dayatamaz, ancak Müslüman olduğunu söyleyen birinden İslam samimi olmasını dürüst olmasını ister.
Toplumların ve insanların yaşamlarında önemli değerler vardır bunların başında din ve ona bağlı ahlak kuralları gelir. Tapınma ihtiyacı insanla kardeştir aynı zamanda yaşıttırlar. Vahşi ve medeni kavimlerde hatta mağaralarda hayvani bir hayat yaşayan insanlarda bile bu ihtiyaç vardır.
Geriye doğru ne kadar giderseniz gidin dinsiz bir milletin yaşadığını göremezsiniz. Gezinilen tüm yerlerde mabet veya bir mabet kalıntısına rastlarsınız muhakkak. Zaten laik çevrelerin gittikleri her yerde bir veya birden fazla tapınaklarının olduğunu görmek mümkündür.
Dindar insan yani her hangi bir dine bağlı olan aslında yeryüzünde dinsiz insan yoktur. Çünkü din bir yaşam biçimidir bu manada yaşayan her insan bir yaşam üzere dolayısıyla bir din üzere yaşamaktadır. Bu din ister semavi bir din olsun isterse insanların kendi kafalarından uydurmuş oldukları din olsun hiç fark etmez.
Semavi dine bağlı olan biri hayatını hiç şüphesiz dinin sahibi olan Allah’ın belirlemiş olduğu kurallara göre yaşamak zorundadır. Zaten son ilahi din olan İslam kendisine inanmayanlar için “LA İKRAHE Fİ-DİN”(dinde zorlama yoktur) ekseni içerisinde zorlama ve dayatmada bulunamaz. Kimseye İslam zorla kabul ettirilemez!..
Bunun bilincinde olan Müslüman dininin vecibelerini yerine getirirken hiç kimsenin yaşamına karışmadan kendi yaşamına da saygı duyulması gerekliliği içerisinde yaşamını sürdürür gider. Kısacası kendi dinine inanmayanlarla bir sorunu olmadan ve sorun oluşturmadan yaşar.
Kendi kafa yapılarına göre bir yaşam diğer bir deyişle din oluşturanlar ise kendi oluşturmuş oldukları yaşam tarzına güvenmemelerinden olsa gerek sürekli tedirginlik ve korku içerisinde olur ve kendileri gibi düşünmeyen insanlarla sürekli çatışma içerisinde ve huzursuzluk yaratırlar.
Din ama hangi din sorusunun cevabını vermek istemeyen çevrelerce sosyal yaşamları içerisinde kendilerine verilen hakları kullanma noktasında istek eylem ve tepkilerini ortaya koyduklarında her tarafı yakıp-yıkmakta, kırıp-dökmektedirler.
Bu ülkede şimdiye kadar hakarete uğramak için Müslüman olmak, Müslüman’ca yaşamak, Müslüman’ca inanmak yeterli görüldü. İnanmış insan bir başbakan dahi olsa inancı gereği doğal olarak hedefindeki gençlik modelini açıkladı diye hakarete uğramakta. Buna rağmen inancı gereği bütün bunları görmezden gelmekte kendisine saldıranları kamuoyu önünde rencide etmemektedir.
Bütün bunlara mukabil İslam ve dindar düşmanı Müslümancıklara bakıldığında içlerindeki kin ve hasetten dolayı kendileri gibi olmayan, kendileri gibi düşünmeyen, kendileri gibi yaşamayan insanlara yaşamı dar etmektedirler, dar etmektedirler çünkü kendileri kendi yaşamlarından korkmakta ve yaşamlarına güvenmemektedirler.
Din ahlak ve nasihattir, ahlak ve nasihatten nasipleri olmayanlar böyle bir gençliğe kindardırlar, çünkü eğitim ve kalite yönünden inançlı ve mütedeyyin insanlar gibi verimli ve başarılı olamamaktadırlar.
Kindardırlar çünkü inandıkları gibi yaşamak isteyen insanların mütevazı yaşamları kendilerinin yaşamakta oldukları yaşamın çirkefliklerini olanca çıplaklığıyla gün yüzüne çıkarmaktadır. Bütün bunlara rağmen her canlı gibi öldüklerinde ise cesetlerini gene hakaret ettikleri, aşağıladıkları insanlar tarafından yıkanmakta, taşınmakta ve defin edilmektedir. Bize de sadece toprakları bol olsun demek kalmaktadır!..
Nasihatlerin musibetlerden evla olması dileğiyle.