PKK lideri Öcalan’ın talimatıyla 1999 ‘da yaşanan toplu girişlerin aynısı geçen günlerde yaşandı. Yaşanan süreci, Van Düşünce Derneği Platformu Başkanı,
Anadolu Vakfı Van Şubesi ve Sivil Toplum Örgütleri Dayanışma kurulu üyesi Muhittin Başakla konuştuk.
Muhittin bey, 1999 yılında ve 2009 yılında Öcalan’ın talimatıyla ülkeye girişler oldu. 1999 yılında yakalanmalar olmuş, ama son günlerde yapılan girişlerde herhangi bir tutuklanma olmadı. Bunu nasıl okumak gerekir.
1999 yılını o günkü şartları ile 2009 yılını kendi şartları içinde değerlendirmek lazım.
1999 yılında ülke yönetimde bulunan yöneticileri ve ülkenin şartlarını göz önüne aldığımız zaman ortam bu tür açılımlara müsait değildi.
1999 yılının şartları çok faklıydı. O zaman yaşanan olaylar bu tür adımların atılmasına engeldi.
Bu gün yaşanan olayları bir aya yada bir güne hapsetmek yanlış olur.
2009 yılına gelinceye kadar açılan paketler var. Demokratikleşme adına söylenen sözler, yapılan çalışmalar var.
Alt yapı sağlamlaştırıldıktan sonra böyle bir adım atıldı.
Devleti yöneten insanlar laf olsun diye böyle bir söylemle ortaya çıkmadı ki. 2004 yılında başlayan çalışma, 2005 yılında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır konuşmasıyla start aldı.
Bu açılım bir devlet projesidir. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül bu sorununu çözülmesi gerektiğini ifade etti. MGK’dan süreci destekleyen açıklamalar yapılıyor.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “Ne pahasına olursa olsun” söylemiyle karalılığın ifade etti.
Bu sorunla ilgili çalışmalar başlatıldı. Sivil toplum örgütleriyle, gazetecilerle, bu konuyla ilgili bütün birimlerle görüşüldü.
Ortam müsait hale getirildi. Bu ülkede yaşayan halkın büyük bir çoğunluğu bu sorunun çözümü yönünde fikir beyan ediyor.
1999 yılı böyle değildi. Halkımız ve yöneticilerimiz o zaman sorunun çözümü için farklı yöntemler deniyorlardı. O anlayış ve o günkü şartlar, 1999 yılında ülkeye giriş yapan gurubun yakalanmasını istiyordu. O zaman yakalanması da normaldi.
Şunu da gözden kaçırmamak lazım. Mahmur ve Kandilden ülkeye giriş yapan insanların hiçbir suça bulaşmadığı da biliniyor.
Savcıların gelen insanlara karşı toleranslı davrandığı iddiası var. Teslim olmaya gelenlerin avukatlarıyla pazarlıklar yapıldığı söyleniyor. Örneğin : “Sayın” kavramını kullanmamaları yönünde.
Eğer böyle bir durum söz konusu ise bunu özveri olarak değerlendirmek lazım.
Bu ülkenin başına bela olmuş bir sorun var. Milyarlarca liralık kayıp, binlerce insanın yaşamını yitirdiği bir gerçeklik var.
Kabul etmek yada etmemek ayrı bir tartışma konusudur. Böyle bir sorun var. Bunu herkes artı çekinmeden konuşuyor.
Bu sorun ne zamana kadar sürecek diyen insanların elini taşın altına koyduğu bir irade var. Bu hükümet devletin verdiği destekle kararlı bir şekilde bu sorunu çözmeye çalışıyor. Bu sorunun çözümünde devlet kararlı. Bu gözyaşları durmalı diyen anne duygusallığı hakım.
Devletin bu kararını uygulamakta karalı olan bir hükümet var. Zafiyet göstermeden yoluna devam edeceğinin ispatını: “Neye mal olursa olsun, bu sorunu çözmek için yola çıktık.” diyen bir hükümet var.
Böyle bir ortamda savcılarında özverili davranmasını iyi okumak gerekiyor. Bu sorunları çözmek için özel itinalar gerekli. Çözüm için gösterilen iyi niyetlerdir.
Basınında bu konuda biraz duyarlı olması gerekir. Bu sorundan her insan bir şekilde etkileniyor. Bazı konuları es geçmek bu ülkeye zarar vermeyecektir.
Savcının sloganik ifadelerden kaçınmalarını istemesi kadar doğal bir şey olamaz. Büyük bir sorunu çözmek için, gerekli olan adımları herkes atmalıdır. Bu ülkede yaşayan herkes bir şekilde sözlerine dikkat etmelidir.
Karşı tarafın tavrın da normal görüyorum. Tasvip etmek yada etmemek ayrı bir tartışma konusu. Bu insanlar bazı hakları almak için dağa çıktıklarını söylüyorlar. 1984 yılından beri bu anlayış böyle devam ediyor. Böyle inanmışlar. Bunun doğru bir tavır olduğunu söylemiyorum. Sorunun çözümü adına, devletin bu tavırları: “Çocuğun babaya karşı yaramazlığı” olarak değerlendirmelidir diyorum.
Yakınlarını bu ülkenin selameti için şehit vermiş aileleri de göz ardı edemezsiniz. Yürekleri buruk gözleri yaşlı bu insanların da ikna edilmesi lazım.
Mahmur ve Kandilden giriş yapan 34 kişi için eğlenceler düzenlendi. Başbakan bu eğlencelere çok sert tepki verdi. Eğlencelerde abartı olduğunu düşünüyor musunuz.?
DTP bu eğlenceleri yapmakla doğru bir iş yapmamıştır. Eğlencelere katkı sağlayan PKK sempatizanları da doğru yapmadı..
Bu taşkınlıklar süreci baltalamak isteyen insanların ekmeğine yağ sürmüştür.
Hükümet bir adım attı. Yardımcı almak lazım. Herkes üstüne düşeni yapmak zorundadır.
Burada söke söke alırız mesajı verilmek isteniyorsa, böyle bir şey olamaz. Bu ülkenin kararlığını görmek lazım.
Ergenekon’un PKK ve DTP içindeki bağlantıları harekete mi geçti diye kendime sormaya başladım.
İddia olunan ETÖ liderleriyle PKK liderlerini görüştükleri söyleniyor. İki taraftan da bazı insanların bağlantı içinde oldukları iddia ediliyor. Bunlardan yola çıktığınız da böyle bir düşünceye kapılmanız gayet normaldir.
Bu eğlencelerden Türkiye’de yaşayan bir çok insanın rahatsız olacağını mutlaka biliyorlardır. Ayrışamaya sebep olacağı tahmin edilebilir. DTP ne yapmak istiyor. Bunu en başta kendileri sorgulamalılar. Gövde gösterisi yapılacak bir durum söz konusu değil ki. Yada bundan siyasi bir rant elde etmek gibi bir hata.
DTP’ ye burada çok önemli görevler düşüyor.
Ahmet Türk’ün yaptığı açıklamayı yerinde bir açıklama olarak görüyorum. Sayın Türk’ten bu tür açıklamaların devamın bekliyoruz. Tabi DTP içinde sürecin baltalanmasını istemeyenlerin de bu açıklamalara destek vermesi gerekir.
Burada kayıplar var ama kazanç yoktur. Bunu çok iyi okumak lazım. Artık anneler ağlamasın diyenler annelerin tekrar ağlamaması için daha duyarlı davranmalılar.
Gösteriler durmalı, Avrupa’dan gelecek gurup da basit bir karşılama töreniyle geçiştirilmelidir.
İstanbul’da böyle bir hareket halkların ayrışmasına zemin hazırlayabilir. İstanbul’da ciddi sorunlar yaşanabilir. İnsanlar sokak ortasında birbirine saldırıp geri dönülmez bir yola girebilirler. Allah korusunu bu süreç tamamen sabote olabilir.
Bu eğlenceler PKK’nın gövde gösterisine dönüşmesine isteyenlerin kim olduklarına bakmak lazım.
Dünyadaki gelişmelere baktığımızda PKK’nın bittiğini görüyoruz. PKK’nın İran kolunun zafiyeti bunun ispatlarından biridir.
ABD ve Avrupa’da PKK terör örgütleri arasında birinci sıraya yerleştirilmiştir. ABD’nin son zamanlarda aldığı bir kararla PKK yöneticileri eroin kaçakçısı olarak kabul edilmiş ve bütün mal varlıkları dondurulmuştur. PKK’nın hareket edeceği alan her geçen gün daralamaya başladı.
PKK’nın burada yapacağı en güzel tavır silahı bırakmasıdır.
Ergenekon soruşturması Fırat’ın doğusuna geldiği zaman çok ilginç şeylerle karşılaşabiliriz.
Biz bir adım attık devlet de bir adım atsın diyen insanlar var. Bu nasıl bir psikoloji ki. Bu süreci nasıl değerlendiriyorlar?
Böyle bir talep abesle iştigal etmektir.
Bir tarafta meşru bir devlet var. Beğenirisiniz yada beğenmesiniz. Demokratik bulursunuz yada bulmazsınız.
Birde bunun karşısında devletin şu anki yönetiminin işlemesine engel olmaya çalışan ve bazı hakları silah yoluyla almaya çalışan bir yasa dışı bir örgüt var. Devlet ve örgütü aynı zemine çekmeye çalışmak büyük bir hatadır.
Devletin en üst yöneticisi Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül bu sorunun çözümü yönünde fikir beyan etmiş. Başbakan bu sorunluluğu üstlenmiş. İç İşleri Bakanı çalışmalara devam ediyor. Burada en büyük adımı devlet atmış zaten. Daha ne bekleniyor ki.
Bu sorunları çözmeye çalışan ve haklar konusunda kararlı olan bir hükümet var. Bunun ötesinde ne beklenebilir ki. “Haklı istekleri karşılayacak bir irade var.”
PKK bir an önce silahlarını bırakıp teslim olmadır.
İç İşleri Bakanı ilk gurubun yaklaşık 150 kişi olacağını söyledi. Nasıl bu kadar net konuşabiliyor.
Bakanın elinde ne tür bilgi var, onu bilemeyiz. Mevcut hadiseleri baktığınızda bazı yorumları yapmanız için falcı olmanıza gerek yoktur. PKK’nın hareke alanının daraldığını görüyoruz.İzlenen dış politikanın getirdiği bir sonuçtur. Suriye, İran gereken tepkiyi veriyordu. Son zamanlarda Kuzey Irak yönetiminin yaptığı açıklamalara baktığınız zaman alanın oldukça daraldığını söyleyebiliriz.
Öcalan Suriye’den çıktığı zaman gidebilecek bir ülke bulamadı. Türkiye’ gidebileceği bütün ülkelere nota verince hiçbir ülke kabul etmedi. Şimdiki dış politikamız o zamanki dış politikamızdan daha ektin ve verimli çalışıyor. Bakanın elinde ki verilerden yola çıkaracak böyle bir açıklama yaptığını düşünüyorum.
PKK’da yoruldu bunu unutmak lazım.
Devlet PKK’yı ciddiye alır mı? Öcalan ile görüşürmü?
Devlet bu işi bitirmeye karar verdiğinde görüşmesi gereken herkesle görüşmüştür.
Dört tarafı sularla çevrili olduğu halde örgüt üzerinde etkinliği devam eden Öcalan ile de görüşülmüştür. Bana görüşülmedi derseniz ben buna gülerim.
Devletin en üst düzeyinde bulunan siyasi erkten bahsetmiyorum. Alt düzeyde olan yöneticiler görüşmüştür diye düşünüyorum. PKK ile masaya oturmaz tabi. Dünya’da bunun bir benzeri yoktur.
İstanbul Ağır Ceza Mahkemesi, Genelkurmay ve Mit’den Öcalan’ının iddia olunan ETÖ ile bağlantısının olup olmadığını soruşturmak için yazı göndermiş.Psikolojik bir baskımı var?
Mahkemeler realitelerle uğraşır. PKK’nın içinde ETÖ ile bağlantısı olduğu söylenen liderlerden bahsedilir.
Uğur Mumcu öldürülmeden önce böyle bir yazı dizisi başlatacaktı. Onu öldürdüler. Öldürülmeseydi belki o zaman bilgi sahibi olacaktık.
Eşref Bitlis, Cem Ersever’in öldürülmesindeki sır perdesi kaldırılamadı.
Bahtiyar Aydın, İsmail Selen ve Hulusi Sayın Paşalar neden öldürüldü.
Bu suikastları vatandaş olarak bizlerde çok merak ediyoruz. Acaba bağlantılar çözüldüğü için bazı insanlar rahatsız mı oldu?
Son zamanda medyada çıkan bazı bilgiler var. Bunları okuduğunuz zaman kimlerin iddia olunan ETÖ’ne mensup olduğunu kestirmeniz mümkün değildir.
Bu bilginin sorulması ETÖ davasının Fırat’ın doğusuna kaymanın başlangıcı olduğunu söyleyebilirim.
Başbakana “Tekrar başa döneriz” derken tehdit mi etti?
Buna tehdit demek biraz ağır olur. Ben gözdağı kavramını kullanmayı tercih ederim. Sitem dolu bir gözdağı dememiz daha doğru olur.
Burada bir devlet politikası var.Hükümet’e sorumluluğu üstüne almış.
Sokaklarda da çığırından çıkan bir eğlence var. İnsanları rahatsız edecek düzeyde devam eden eğlenceler var.
Geçen gün bir TV’de seyrettim.
Şehit annelerine, sakat kalmış askerlere mikrofon uzatıyorlar. Askerlerden bir “Ben gözümü neden kaybettim.” Diye sitem ediyor.
Şimdi sormak lazım bu eğlencelerin kime ne faydası var. Devlet aczi yet içinde değil ki.Bu sorunu çözme kararlılığıyla hareket ediyor. Bunu görmek lazım. .
Başbakan, sürecin baltalanmaması adına çağrıda bulundu da diyebiliriz.
Korku olabilir mi?
DTP ve yandaşlarının bu tavırları insanları rahatsız etmiştir. Şehit annelerinin sokağa döküldüğüne şehit olduk. Bu süreci ilk günden beri baltalamaya çalışan iki siyasi parti var. Ulusalcıların tavırları ortada. Ülkede yaşayan insanların demokratik açılıma verdiği desteğin azalması elbette ki korkulacak bir durumdur. Rahat durmayan ulusalcılar hareket geçebilir. Demokratik kazanımlardan geri dönüş olmaz ama süreç uzar.
Muhalefetin biz haklıydık söyleminin toplumda geniş yankı bulduğu bir ortamda bu süreç devam eder mi?
Bunları düşünen her insanın korkması normaldir.
Kendi tabanı, DTP’yi sağduyuya yönlendirir mi?
Ahmet Türk bu çağrıyı yaptı. Halk şu an tepki göstermeyebilir. Dağdan inmelerin gecikmesi halinde veya eylemlerin tekrar başlaması halkın arasında sert tepkilere sebep olacaktır. Bir dönem sonra DTP içinde sağduyunun hakım olacağını düşünüyorum.
Başbakan geri atar mı?.
Geri adım atma olmaz. Ama süreç uzar.
Ak parti yıpranmaz mı?
Ciddi anlamda yıpranır.
Ak Parti yıpranır da bir dahaki seçimde birkaç partili bir hükümet olursa, sorunlarımızın çözülmesi sıkıntılı olmaz mı?
DTP yöneticilerinin ve sempatizanlarının bu sürece katkı sağlamak adına itidalli olmalı. Barış adımı deniyor o zaman barışı mesajları verilmeli.
Ben Ak partinin yıpranacağını ama tek başına iktidar olacağını düşünüyorum. Türkiye’nin birçok sorununu çözmüş bir partidir. Halkın teveccühünün devam edeceğini düşünüyorum.
Bu sorun çözülürse Ak Partinin ciddi bir kazancı olur mu?
Ak Parti tarihe damgasını vurur.
Vanlılara özel mesajınız var mı?
Bu sorunu en fazla yaşayan illerin içindeyiz. Van’da yaşayan vatandaşlarımız bu sorundan bir şekilde etkilenmiştir.
Van halkının bu öze dönüş sürecine katkı sağlaması gerekiyor.
DTP ve sempatizanlarından ricam bu gösterileri şova döndürmesinler. Bu süreci sabote etmek emellerine hizmet etmiş olacaklardır. Vanlılar bu sürece bir şekilde katkı sunmaz zorundadır.