Kusurları Örtmede Gece Gibi Olmak
İnsan sosyal bir varlıktır. Başka insanlarla birlikte yaşar ve buna da ihtiyacı vardır. Yalnız başına bir adaya düşen ve orada yıllarca yalnız yaşayan Robinson Cruise’ün hikâyesinin anlatıldığı romanda görüldüğü gibi toplumdan uzak tek başına yaşamak mümkün değil. Romanda bile belli bir süre sonra roman kahramanına arkadaş bulunuyor. Bizi yaratan ve yeryüzünün en şerefli varlığı kılan Yüce Rabbimiz elbette ki bizi en iyi tanıyan ve bilendir. İnsanı toplumsal bir varlık olarak yaratan da odur. Bunun doğal sonucu olarak insanların birbirleri ile olan ilişkilerinde dikkat etmeleri gereken tutum ve davranışlar konusunda uyarılarda bulunmuş, gönderdiği elçiyi en iyi örnek olarak sunmuştur. Yapmamız gereken şey Kur’an ve Sünnete bakarak bu ilişkilerimizi düzenlemektir.
Bu noktadan yola çıkıp bir başlangıç yapalım.
Allah Rasulü bir hadis-i şerifinde “İnsanların en hayırlısı onlara en yararlı olandır”; bir başka Hadis-i şerifinde de “ Müslüman dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimsedir".(Buhârî) buyurmuştur. Bu iki hadis-i şerife baktığımızda gördüğümüz nokta, ya insanlara faydalı olacağız ya da zarar vermeyeceğiz. Zarardan söz ederken Peygamberimiz ( s.a.v.) önce dil ile zararı sonra el ile zararı söylüyor. Çünkü dil ile verilen zarar daha etkili ve kalıcıdır. Atasözlerimize baktığımızda “ El yarası geçer, dil yarası geçmez.”atasözünde olduğu gibi bunun aynı şekilde ifade edildiğini görmekteyiz. İnsanların birbirleri ile ilişkilerinde söz, konuşma, dil oldukça etkilidir. Peygamberimizin de “dilini tutan kurtulmuştur” buyurması konunun önemini ortaya koymaktadır. Dilimizi tutacağız. Peki, bunu nasıl yapacağız? Ne yaparsak dilimizi tutmuş oluruz?
Bu yazımızda bir hususu ele alalım: İnsanlarla alay etmemek. İnsanlarla alay etmek söz ya da ima ile olabilir. Büyük çoğunlukla da dil ile olmaktadır. Bir insan başkası ile niçin alay eder, önce bu konuya bir bakalım. Bunun temelinde insanın kendini beğenmesi, kendisini başkalarından üstün görmesi yani kibirlenmesi yatmaktadır. Bilinen bir gerçek var, o da kibrin şeytandan olması.
Hz. Âdem ile İblis’in kıssaları hatırlayacak olursak İblis Rabbinin emrine isyan etmişti. Onu isyana sevk eden sebep de kibriydi. Hz. Âdem’in çamurdan yaratılışını beğenmeyerek üstünlük iddia etmişti. Bir insanın, bir başka insan tarafından, yaratılışında kendinde var olan bir hal sebebiyle küçümsenmesi, bunun kusur olarak görünüp alay konusu edilmesi de elbette bu kibre dayanır. Hatta bir başka boyuttan bakıldığında Yaratanın yaratmasını beğenmemek olur ki bu duruma düşmekten Allah (c.c.) bütün Müslümanları korusun.
Bütün bunların yanında Rabbimizin “ Ey İnananlar! Bir topluluk bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler. Kendi kendinizi ayıplamayın….”( Hucurat Suresi,11) ayeti kerimesi ile yasakladığı bir davranış içine girmiş oluruz. Apaçık bir yasaklama söz konusu. Tercihe bırakılmamış. Söz ile alay etmek bir yana kaş göz hareketiyle, ima ile alay edenler de Kur’an-ı Kerim’de Yüce Rabbimiz tarafından yerilmektedir. “ İnsanları arkadan çekiştiren, kaş göz işaretiyle alay eden her kişinin vay haline” ( Hümeze Suresi,1)
Müslüman’ın bir başka kimse ile alay etmesi aktardığımız bilgilerden sonra anlaşılacağı üzere yanlış bir davranıştır.
Oysa Yüce Rabbimiz “Müminler ancak kardeştirler” ( Hucurat Suresi,10) buyuruyor. Kardeş kardeşi sever. İnsan birini sevince onun ayıbını da kusurunu da görmez. Biz eğer din kardeşimizi seversek, insan olduğu için insanı seversek, yaratılan her şeyi yaratandan ötürü seversek o zaman ayıplar, eksikler gözümüzün önünden kaybolur gider. Mevlana’nın söylediği gibi kusurları örtmekte gece gibi oluruz. Kusur görmeyen, kusurları örten affedici olur.
Kusur görmemek büyük bir meziyettir. Bu meziyete sahip olmak kişinin kendi elindedir.
Başkalarının ayıp ve kusurlarını değil kendi ayıp ve kusurlarımızı görürsek, önce kendimize bakar ve kendimizi eleştirirsek başkalarının ayıbını görmeye fırsatımız olmaz. Biz böyle davrandığımızda Peygamberimiz (s.a.v.) şu hadis-i şerifi ile bizi müjdeliyor:
“ Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun. " Peygamberin müjdesinin ne olduğu hepimizin malumudur ki o da Ahiret yurdunda mekânımızın cennet olacağıdır.
Başkalarının kusurunu örtenin durumu ile ilgili Rasulullah’ (s.a.v.) ın bir başka hadis-i şerifi daha var ve şöyle buyuruyor:
"Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir.”
Hiçbir Müslüman dünyada da ahirette de mahcup olmak istemez. Kıyamet günü bir Müslüman’ın ayıp ve kusurlarının Allah (c.c.) tarafından örtülmesinden daha güzel bir durum da olmaz.
Rabbimiz hepimize kendi kusurlarımızı görüp başkalarının ayıp ve kusurlarını örtmeyi ve gerçek hayatımız olan ahrette ayıp ve kusurları örtülen kullarından kılsın.
Din Hizmetleri Uzmanı
Seyhan Elmacı