Halkın Efesi ve 12 Eylül
12 Eylül 1980 sabahını hiç unutamam. 26 yaşında idim. Öğretmenlik mesleğime başlayalı 1 yıl olmuştu. Bir yıl içerisinde çok sevdiğim ilk görev yerim Kayseri’den tayinimi istemeyerekte olsa, terör belası yüzünden bin bir güçlükle memleketime yaptırmıştım. Gelelide 2 gün olmuştu. Bir hafta sonra da evlenecektim. Sabah uyanıp, ordunun ülke yönetimine el koyduğunu duyunca sevincimden hüngür hüngür ağlamış, Yaradanıma ve TSK’ ne ülkeyi kaostan bir kez daha kurtardığı için dualar etmiştim.
İşte böyle bir şeydi 12 Eylül öncesinin Türkiye’si. Anlatılamaz. Yaşanmış olması gerekir. Çünkü o yılları biz yaşamıştık. Kardeşin, kardeşi boğazladığı, basiretsiz, aciz idarecilerin birbirini yediği, sağ ve sol diye ikiye bölünüp, onlarında kendi aralarında çeşitli fraksiyonlar ile birbirini yedikleri tam bir karmaşa ortamıydı. Allah bir daha kimseye göstermesin.
Allah’tan Asker millettik. Başımızda ana sigortamız Şanlı Ordumuz vardı. Geç bile kalmasına rağmen, 12 Eylül’de gelip ülkeyi karanlığa götüren dirayetsiz liderlerin elinden çekip aldı. Yönetime el koydu.
Buraya kadar her şey güzeldi. Önceden 1960 yılı acı deneyimi olmasına rağmen, Ordu bu andan sonra şaşkınlığa düştü. Asil görevinin ardından ne yapacağını bilemedi. Biraz da sivil iktidarın keyfini çıkartmayı deneyip, üstüne üstlük üzerine vazife olmayan işlere bulaşınca, işleri iyice yüzüne gözüne bulaştırdı. Halbuki, bir şekilde tasfiye ettiği, basiretleri bağlanmış liderleri hemen sıcağı sıcağına silip, aynı partileri farklı isimler ile ortaya sürseydi, Demokratik ortama geçişte kalıcı hasarlara meydan verilen o ara yıllar yaşanmayacaktı.
Neyse her zaman ki gibi Türk Milleti en büyük acı deneyimlerinden birini yine yaşayarak öğrenmişti.
Pekala; 1960 İhtilalinden sonra nasıl olmuştu da, hiç ders almamış gibi, hem sivil yönetimler, hem de asker olarak 1980 de aynı sıkıntıyı tekrar yaşamıştık.
İşte burada kendi tespitimi belirtiyorum.
Neden mi?
Partilerin başında her kuvveti bir arada sorunsuzca idare edebilecek, gerektiğinde halkın adına tek erk olarak yumruğunu masaya vurabilecek, gerçek efenin olmayışından. Demokrasiyi kendi içerisinde sindirmiş; ‘Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir’ düsturunu hayata geçirebilecek gerçek Efelerin bulunmayışından kaynaklandı.
O zamanın liderleri, bırak lider yetiştirmeyi, ortaya çıkan nice yiğitleri de budadılar. Çünkü ; merkez sağı ve merkez solu her şeyin kendileri olduklarını zanneden iki çok bilen ve şakşakçıları tekellerine almışlar. İktidarın sürekli 1. ortağıyla da iyiler. Ankara Cumhuriyeti sorunsuz işliyor.! Türkiye Cumhuriyetinden de arada bir-iki haddini bilmeden sivrilenlere ise istemeyerekte olsa bir makam, mevki verip susturuyorlar. Ooohhhh yavrum keten helva. Ne güzel Cumhuriyet. Al gülüm, ver gülüm. Kanunları da merkezi krallığa göre ayarlamışsın. Anadolu’da ki kazma halk ne bilir! Seçimden, seçime ağzına bir parmak bal çalarsın. O, 4-5 yıl yalanır. Sonra sen dön kendi Cumhuriyetine! Bak keyfine.
Tabii ki bugün ki gibi direneceksin. Yine zavallım halkı eski teranelerle kandırmaya çalışıyorsun. Ama yemezler o ad ettiğin büyük kurtarıcıda kalkan olamayacak bu sefer. En büyük efeyi de kendine kalkan yaptınız senelerce. Halk arada bir şey ima edecek olsa! Zinhar. İlkelere ters. Hangi ilkeler.? Bu Cennet vatanı her türlü musibetten temizleyip de, Uygar bir Cumhuriyet kurun ve sonsuza kadar yaşayın diye teslim ettiği ve Egemenlik, Kayıtsız Şartsız Benim Asil Milletimindir dediği halde Güzelim Anadolu’yu basamak olarak kullanıp, tesis ettiğiniz Ankara Cumhuriyetinde arkasına sığındığınız ilkeler mi? Ben o ilkeleri 30 yıl okuttum. Benim öğrettiklerim hiç sizinkilere benzemiyor.!
Pardon Ankara Cumhuriyeti dedim değil mi? Evet. 2 yıl evvel o Cumhuriyetin muhteviyatına ilişkin bir yazı yazmıştım. Nasıl bir Cumhuriyet haline geldiğini anlatmıştım. Bugün tekrar yazmayacağım. Yalnız suyun başını tutarak, yıllarca
İdareler, makamlar, mevkiler, kaymaklı işlerin, nasıl dağıtıldığını tüm millet biliyor.
Şimdi hepsi unutuldu değil mi? Bu zamana kadar aklıselim, vakur, bilge, kendini bilen, tevekkel halk her zaman geri planda durdu. Çünkü bu yıllarda Ankara Cumhuriyetinin işleyiş çarkını bilip, kendini bilenler, çok istemelerine rağmen, bir pislik olarak adlandırdıkları bu çarka bulaşmak istemezlerdi. Onun içindir ki yıllar yılı memlekette okumuş kalifiye insanlar kenarlara itilerek!,hep kullanılabilecek kapasitede insanlar, makam mevki ve söz sahibi oldular. Ama gerçekte ki millet egemenliği bu değildi. Ankara Cumhuriyetinin istediği düzen buydu. Onun içindir ki o yıllara imzalarını atmaktan bitap düşmüş!, Merkezin temsilcileri Rahmetli Karaoğlanların, (Allah uzun ömürler versin baş ombusman) babaların bugün ne kadar hayırla yad edildikleri ortada. İşte merkeze sahip bu kalıcı ağalar yerlerine veliaht bırakabilecek kimseleri olmadığı için, hiç yaşlanmayacaklarını zannederken birden öksüz gibi kaldılar. Rahmetli Türkeş’e zaten lafımız olmaz. Olamazdı. Bugünde olmaz. Yarında olmayacaktır. O zaten askerdi.! Onun Ülkücüleri isteseniz de, istemeseniz de sonsuza kadar da milletin gizli askerleri olarak kalacaklardır.
Gelelim saadete; Bu memleketi son 8 yıla kadar 2 baş idare etti. Biri o dönem için seçilmiş sivil iktidar! Birde daimi iktidar, asker! Zaman zaman aralarında paslaştılar. Zaman zaman da birbirlerini yediler. Ama her zaman değişmez doğru; gerçek erk askerdi.
Çok acı ama son AKP hükümetine kadar bizim ülkemiz Ankara Cumhuriyeti iken, son 8 yıl da Atatürk’ün kurduğu ve istediği gerçek Türkiye Cumhuriyeti oldu. Hala particilik yapacağım diye bunu göremeyenler var. Hala her şeyin en doğrusunu bildiğini sanıp ta insanı Sosyal Demokratlıktan soğutan, at gözlüklü demokratlar! var.
Benim gibi 55 yılını bu memlekette yaşamış. Az çok mürekkep yalamış. Yol, yordam görmüş, az çok olayları bilen insanlara maval anlatmayın. Ben 80 öncesinde de ne sağdım, ne soldum. O zamanlar bile iki tarafa da kızardım. Hala kuru particilik yapacağım diye lüzumsuzca aka, kara diyenler. Partilere ve insanlara kızıp neye evet veya hayır dediğini bilmeyenler. Size de yuh. Hele benim yaşımda iseniz, iki defa yuh. Paranoyalarınızı bırakın. Gidin tedavi olun. Halkın iktidar olup, liyakatlı bir şekilde söz sahibi olduğu, askeriyle ve tüm kurumlarınca tek vücut olduğu ülkeler batmaz. Rejimlerine de bir şey olmaz. O gördükleriniz zenginliklerimiz. Bu ülkeye hiçbir zenginlik iktidar olmaz, olamaz. Biz Yörük milletiz. Yaşar görürüz. Hatalarımız hep öğrenesiye kadardır. Efeyi bulduk mu bir oluruz. Ehh arada kıskananları da olacak. O da eşyanın tabiatı gereği.
İşte böyle sevgili okurlar. Rabbim biz Türk Milletini sever. Baktı 40 yıldır merkezdekilerden bir şey çıkacağı yok. Edebini, adabını öğrenmiş, haddini, hukukunu ve milletini çok iyi bilen bir efeyi kenarda yetiştirip, getirip merkeze oturttu. Bu memlekette 2002 yılında hiç tahmin edilmedik bir efe çıktı. İyi ki de çıktı. Millete iadeyi itibar yaptı.Yedi düvelle yeniden barıştık. Millet de, kendine geldi, doğruları gördü ve onu sevdi. Hataları yok mudur.? Sevilmeyen tarafları var mıdır? Olabilir. Çünkü o da herkes gibi bir fanidir. Hiç olmazsa haddini bilen bir fani.
Hiç merak etmeyin. Rabbim bu milleti boş bırakmaz. Arada bir kulağını çekip dersini verir o kadar. Bu yeryüzü cennetini de bizlere veren o. Bu Anadolu Dünyanın kalbidir. Evliyalar yurdudur. Onun için zor anlarda her zaman bir efe bulunur.! Yeter ki bunca yılın dersi olarak, onları örnek alalım, rehber edinelim fakat tabulaştırmamayı öğrenmiş olalım.
Sağlıcakla kalın değerli dostlarım. Saygılarımla.
Nazmi Süldür.