EĞER BİR İNSAN GÖREN KÖRLERENSE….
Yaşanan depremin rahmete dönüşeceği umudunu içimde taşıyordum. Çünkü onlarca yıkıntı yaşayan halkın, hayat tutkalı halkın yardımı ile olmuştu da ondan.
Depremden sonra yaşananlara baktığımızda, halkımız; halk için elinden geleni esirgememiş, imkanlarından kullanabildiklerini seferber etmişti.
Halkımız, halkın yaşadığı maddi, manevi ve psikolojik yıkıntıya ortak olmuş, kendi üstüne düşen görevi yapmıştı.
Halkımızın, halka yardım etmesinden hoşnut olmayan küçük bir grubu ciddiye almazsak, yapılanlar halkımızın birbirini anlamasına zemin hazırlamıştı.
Depremin ilk dönemlerinde ne parti ne de düşünce ayrımı vardı. Depremzedeye yapılacak yardımlardan başka bir şey düşünülmüyordu. Ta ki kötü görüntülere kadar.
Zaman ilerledikçe hava şartları zorlaşıyor, siyasal ayrışmada kolonlar kırılıyordu. Partilerin tamamında güzel yürekli insanlar olduğu gibi, yüreğinde güzellik kalmamışlarda vardı. Onların puslu hava yaratma isteği işin tuzun biberiydi.
Yaşadığımız zorluklar kendimizi sorgudan geçirmek için iyi bir bahane olabilirdi. Her şeyi tükettiğimiz gibi, bu zamanı ve zemini boşuna harcadık. Bir beklenti daha boşa harcandı.
Maddi yıkıntı içinde bocalayan memleketimin insanları, maddi yıkıntıyı manevi tamirata sebep kılar diye düşünüyordum. Konuşulanların onlarca yeminle desteklemesi umutlarımızı yıkarken, yazılanlar toplumun resmi gibi karşımızda duruyor.
Bir insanın gözü varken görmüyor, kulağı varken duymuyorsa ona istemediği bir şeyi gösteremeyeceğiniz gibi, duymak istemediklerini de duyuramazsınız. Hele o insan hiçbir şeyi umursamayacak kadar duyarsız olmuşsa.
Gerçekleri görmekten ve duymaktan kaçınmanın bir faydası olmaz. Zamanla, bu tür tavırlar alışkanlık halini alır. Bu alışkanlığın en büyük zararı yine kendimize olacaktır. Realiteden kaçınmak zamanla insanın psikolojik sorunlar yaşamasına neden olur. Olmuştur da.
Düşünebiliyor musunuz? Var olan bir şeyi ne zamana kadar yok sayabilirsiniz? Dile getirmediğiniz bir şeyin varlığını ruhunuzdan silemezsiniz ki.
İnsanların kendisi gibi düşünenlerin yaptıklarını övmesi değerli olabilir. Ama ondan daha değerli tavırları vardır.
Değerimize değer katmak istiyorsak, bizden olmayanların güzel amellerini övmekten geçer. Siyasal rakiplerinin doğrularını görmek, yaptığı güzel işleri övmek bir şey kaybettirmez. Aksine doğruluk gibi bir değeri kazandırır.
Yada tersini düşünelim. Siyasal rakiplerinin yaptıklarını görmemek, onları kötülemek insanın kendisine bir şeref yada onur katar mı?
Birbirimize en çok ihtiyacımızın olduğu dönemde, birbirimizden uzaklaşmak için uğraşırsak rahatladığımız dönemde gölgelerimize tahammül edemeyiz.